"İmaj" dergisi köşe yazısı Lobisi olmayan kalabalık; mülteciler

Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin haziran ayında yayımladığı rapora göre, sayısız kriz, iç çatışmalar ve savaşlar nedeniyle yaşadıkları yeri terk etmek zorunda kalanların sayısı, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk kez 50 milyon sınırını aştı.

Özellikle Suriye, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Güney Sudan'daki çatışmaların, mülteci sayısının artmasında önemli bir etken olduğuna işaret edilen raporda, sadece Suriye'de üç yıla yakın süredir devam eden iç savaş nedeniyle 6,5 milyon kişinin yerlerinden edildiğine dikkat çekildi. Suriye’de yaşananları ve Türkiye’ye sığınan 1 milyondan fazla kadın, erken ve çocuğun durumunu, hatta dramını birçoğumuz Türk medyasından da takip ediyoruz. Ancak sadece Türkiy’de değil, Avrupa’da, Almanya’da ve hatta eyaletimizdeki tüm şehirlerimizde mülteci konusu siyasi gündemi belirliyor.

Eyalet hükümeti olarak belediyelerimiz, sağlık kurumlarımız, sivil toplum örgütlerimizle sürekli olarak görüşmeler içerisindeyiz ve eyaletimize sığınan insanlarımıza gerkli desteği, yardımı verme ve uygun bir ortamı hazırlama gayreti içerisindeyiz.

Bu bağlamda mültecilerin Avrupa ve Almanya’da yaşadıkları zorluklara dikkat çekmek üzere, bir grup Sudanlı mülteci, Hannover merkezindeki ‘Weißekreuzplatz’ meydanında protesto amaçlı kamp kurdu ve çevreden de büyük destek aldı.

Buradan ayrıca Hannover’deki cami derneklerimize de teşekkür etmek istiyorum. Kendilerine bu kamp durumunu ilettiğimde bir saniye dahi düşünmeden Ramazan ayı vesilesiyle Sudanlı arkadaşlarımıza iftar sofraları kurdular, kaynaştılar, destek oldular.

Ancak böylesine güzel gelişmeler yaşanırken Avrupa ve Almanya’daki siyasi çevrelerde yaklaşık bir yıldır tahammül edilmesi zor bir tartışma da sürüyor.

Avrupa’ya ulaşabilme hevesiyle Afrika’dan yola çıkan insanların Akdeniz kıyılarında yardıma muhtaç bir şekilde boğulması içimizi parçalarken, Avrupa Birliği buna bir türlü çözüm bulmaması ‘Avrupa değerlerini’ zorlamaktadır.

Almanya’ya baktığımızda ise özellikle Hrıstiyan Demokratlar, mültecilerin büyük kısmının Almanya’daki sosyal sistemi ve olanakları sömürmek üzere Almanya’ya geldiklerini ima ederek bu insanların tümünü zan altında bıraktı. Verilere bakıldığında bunun tamamen asılsız olduğunu görüyoruz.

Ama bunu bir kenara ittiğimizde, insani açıdan bu tür söylemler tam bir yozlaşma işaretidir!

Önümüzdeki yaz tatili dönemine baktığımızda, Türkiye’de aileleri yanına giden binlerce gurbetçi her sene ‘tatil dönüşü’ bile olsa ayrılık acısıyla aile dostlarını ve akrabalarını geride bırakmıyor mu? Bizleri Türkiye’den uğurlarken, geride kalanların gözleri dolmuyor mu? Büyüklerimiz sanki son kez koklar, öpermiş gibi, çocuklarına, torunlarına sımsıkı sarılmıyor mu? Din, dil, yaş, cinsiyet fark etmez; insan işte böyle birşey.

Tüm bunları gözönünde bulundurursak, ölümden ve zulümden kaçan milyonlarca insanı menfaatçi gibi göstermek mantığa ve insanlığa sığar mı?

Zurück zum Pressearchiv